Z RAPORU: 2025
2025... Yazacak ve anlatacak öyle çok şey var ki. Yine de basit bir giriş yapalım: Bu yıl çok hızlı geçmedi mi ya? Küçükken zaman öyle yavaş akardı ki hemen büyümek isterdim. Oysa zamanın algısıyla alakalı bir durummuş meğer bu. Takvim elbette herkes için aynıdır (coğrafi olarak saat farklarını saymazsak) ama zaman herkes için farklı ilerler. Benim bu yılım çok yoğundu her anlamda. İş olarak yeni bir şeyler öğrendiğim, dil eğitimi aldığım, bol bol tiyatroya gittiğim ve merak ettiğim yerlere fırsat buldukça gittiğim bir yıldı.
Ablamın nişanından sonra yazmaya pek fırsat bulamamışım. Öyle bir tempodaydım ki. Ablamın nişanı çok güzel geçti bu arada. Kırmızı bir elbise giydim. Baklava hiç sevmem ama ablam ilk bana yedirdi baklavasından. Sırf o an için bile değerdi.
Nişandan sonra work and travel amaçlı Fethiye'ye gittim. Hem bizim şirketin Fethiye ofisinde çalışmak hem de teyzemi ziyaret edip tatil yapmak için ama planlarım değişti. 5 gün falan kalabildim. Toplantı için Bursa'ya gittim. Orada 1 gece tek kaldım. Ojos Tristes şarkısı benim için hep Bursa'da tek kalıp toplantıya hazırlandığım geceyi anımsatacak. (Orada dinlemiştim.) Zaten o toplantı hayatımda ayrı bir parantez olur. 1 gün orada çalışıp İstanbul'a döndüm. Sonrasında çok yoğun bir iş akışı oldu. Üzerine çok istediğim dil eğitimi de eklendi. Muhasebe uzman yardımcılığından muhasebe uzmanlığına yükseldim. Tüm bunlar benim için motive edici oldu ama her şeye zaman ayırmakta zorlandığım bir yıl olmadı desem yalan olur.
Teoman konserine gittim yazın. Harbiye'de muhteşem bir konserdi. Daha önce Teoman'a kitap imzalatmıştım ama konserine gitmek çok güzel bir şeydi. Tüm şarkılarına eşlik ettik ablamla. Dinleyicilere kitap bile okudu sahnede. Yaşı kaç olursa olsun hiç yaşlanmıyor. 17 yaşındaki halimin beni görse gurur duyacağı bir andı çünkü o yaşlarda en büyük isteklerimden birisi Teoman konserine gitmekti... Yazın Atlas Pasajı'nda Issız Adam filmi vizyona girdi. Tek başına sinemada izledim. Hem de orada yani filmin son sahnesiyle bütünleşen pasajda. Filmi izledikten sonra fark ettim ki Alper o kadar da suçlu değil yani en azından ne olduğunu hiç saklamıyor. Ada idealize ediyor kafasında. Herkes filmin sonunda ağlarken ben Alper'in ''kimsenin hayatına dahil olmak istemiyorum, kimse de hayatıma dahil olsun istemiyorum'' dediği yerde bir duraksadım. Bir çözümü olsa da değiştirebilsem keşke dediği yerde... Bazen böyledir. Çok kez kızdığım Alper'i anladığım o noktaya geldim. Üstelik Ada'nın Alper'i hiç unutmayıp evlendiği o adama da üzülüyorum. İşin komik tarafı filmden çıkınca bir kadına şimdi bir Alper'le mi karşılaşıcaz burada dedim. Kadın ''yakın zamanda öyle biri karşıma çıktı'' dedi ve ağlamaya başladı. O sırada benim cevabım: ''Ama siz çok duygusalsınız.'' Anlamazdım, anlamazdım...
Sonrasında tekrar Bursa'ya gittim toplantı ve yemek için. Oradan dönünce hızlı bir karar ile Keşan'a tatile gittim. Çok eğlenceli bir tatildi. Damla sakızlı dondurma yedim, Coraline'nin örme bebeğini bile gördüm, denize girmeyi pek sevmediğim için sadece kıyıda oturup izledim. İki günlük hoş bir tatildi.
Sonbaharda, tek başına Dijital Müzeye gittim. Vincent sergisi vardı. Eğer süresi bitmediyse herkesin mutlaka deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum. Işıklar, Vincent'in tablolarının film hızıyla akması, müzikler; düşününce bile iyi hissettiriyor. Müzede birine fotoğrafımı çeker misiniz diyip telefonumu verdim, çekti (beğenmedim) ben de sizi çekeyim isterseniz dedim yok ben arkadaşımla geldim dedi. Bir Şevval yanılgısı: Kendisi her yere yalnız gidiyor diye, diğer insanları da öyle sanmak. Aklıma şey geldi, eskiden yakın arkadaşım olan birisi profilimi açıp şey demişti ''sende de hep selfie falan var'' ondan sonra durdum düşündüm. Harbiden öyle. Her yere tek gittiğim için, biraz bunu yüzüme vurmak istemişti. Eskiden olsa üzülürdüm artık üzülmüyorum kendimle vakit geçirmeyi seviyorum. Eski dostlar, dostlarımız... Hayatımdan çıkan herkesin çok güzel masalara konuk olmasını isterim ama benim masama değil. Sonuçta hiçbirimiz, birbirimizin hayatında vazgeçilmez değiliz. Sadece hayatımızın belli bölümlerine ait anılarız. Bu iş yaşamında da böyledir hatta bunu söylediğim için duygusuz ilan edilsem de, kimseyle duygusal bağ kurmanın anlamı yok. İşine saygı, çevrendekilerin sınırına saygın olması yeterli. Yaptığın işe gösterdiğin önem ve takındığın tavır imzan olur.
Yakın zamanda bir tiyatro daha izledim. Agatha Christie - Doğu Ekspresinde Cinayet. Hep duymuştum ama okumadım kitabını konuyu hiç bilmeden tiyatrosunu izlemek daha güzeldi. Tahmin etmeye çalıştım Sherlock hislerim beni yanılttı bilemedim ama ters köşe bitti. Hayatta her zaman siyah ve beyaz yoktur. Gri de vardır. Bunu daha iyi anlıyorsunuz izlerken.
Bir yıl daha bitti sevgili okur.
365 sayfalık kitabının ilk sayfası için hazır ol. İyi veya kötü bir yazar olman önemli değil. Sadece içinden geldiği gibi davran. Mutlu Yıllar 🎄
2026 için bir şarkı: Abba - The Winner Takes It All


Yorumlar
Yorum Gönder