Filmler ve Kelimeler: Bölüm 7

 



Sabrina: Babasının şoförlük yaptığı evde büyüyen Sabrina, o evin küçük oğluna aşıktır fakat o bunun asla farkında değildir çünkü Sabrina fakir ve gösterişsiz bir kızdır. Evdeki davetleri hep bir ağacın tepesine çıkıp izler. Davetli olmayı hayal eder. Babası Sabrina'nın aşçılık eğitimi almasını istediği için onu Paris'teki aşçılık okuluna gönderir. Hiç gitmek istemese de, bu eğitim Sabrina'ya çok iyi gelecektir. Filmi izledikten sonra La Vie En Rose şarkısı dinleyerek sufle yapmak isteyeceksiniz. (Evet ben de yaptım) Aradaki sınıfsal fark, aslında yanlış yöne baktığı için asıl aşkı görmemesi, özgüvenini kazanması ama yine de Paris'e dönmeye karar vermesiyle hem kafası karışık hem de herkesin mutlaka hayatında denk geldiği biri Sabrina. Tabi ki Audrey Hepburn her zamanki gibi zarifliğiyle hayran bırakıyor.

''Saat çok geç ve karşıda biri La Vie En Rose şarkısını çalıyor. Şarkının adı (Fransızca) dünyaya pembe gözlüklerle bakıyorum demek. Tam hislerimi yansıtıyor. Çok şey öğrendim baba. Sadece çok güzel soslar ve yemekler pişirmeyi değil, çok daha önemli bir tarif. Gereğince yaşamasını, ve bu dünyanın bir parçası olarak yaşamayı kenarda durup izlememeyi öğrendim. Artık hiçbir zaman aşktan ve hayattan kaçmayacağım.''

Bu filmin kelimesi: Sufle

Mr. Nobody: En sevdiğim bilim kurgu filmlerinden birisi. Çok uzun zaman önce izlediğim için aklımda kalanıyla anlatacağım. Dünyada kalan son fani 118 yaşındaki Nemo, seçeneklerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini gösterir. Nemo'nun ilk tercihi boşanmış olan anne ve babası arasında kimi seçeceğidir. Tren garında annesini mi seçmelidir yoksa babasıyla mı kalmalıdır? İkisinden birini seçtiğinde yaşayacağı hayat, ihtimaller, sonsuz seçenekler... Film tam olarak kelebek etkisi gibi. O kelebeğin kanat çırpışı farkında olmadan kaç ihtimali doğurmaktadır? Uzun uzun düşündüren bu filmi mutlaka izlemelisiniz. Fon müzikleri enfes. Jared Leto'nun oyunculuğu muhteşem. Bu arada kendisini birkaç gün önce İstanbul'da belediye otobüsünde görmüşler. Maske takmış tanınmamak için. Nemo ve yine enteresan tercihleri.

Bu filmin kelimesi: Tren Garı

2046: Wong Gar Wai filmleri arasında beni en az etkileyen filmi diyebilirim. Chunking Express, In the Mood for Love ve bu film yönetmenin aşk üçlemesiymiş. İzledikten sonra öğrendim. Zaten film In the Mood for Love filminin devamı niteliğinde direkt olarak ''bir sırrın varsa ağaç deliğine fısılda'' olarak başlıyor. Filmin konusu, aynı karakter gece yarısı gelecekte geçen bir roman yazmaya başlar. Romanda, bir tren vardır ve tren yolcularını geri dönmek istedikleri anılarına götürmektedir. Gidebilen var mıdır bilinmez ama her şey 2046 numaralı durakta başlar. O da aslında yazarın oda numarasıdır. (Yanlış hatırlamıyorsam). Aşkta her şeyin doğru zamanlama olduğunu göstermek ister aslında. Fon müzikleri başarılı, oyunculuk ve kurgu olarak da güzel fakat abartılı ve yorucu buldum bu filmi. Wong Kar Wai sinemasından bu filmle elendim diyebilirim. Ben yönetmeni Chunking Express filmiyle zirvede bırakmalıydım belki de. Yine de 2046 filminden aklımda kalan şu repliği sizinle paylaşmak istiyorum: ''Belki bir gün geçmişinden kaçarsın o zaman beni bul, dedim ona. Şunu fark ediyorum ki aslında ona söylediğim kendim içindi. Aşkta yerine yedek koyamazsın.''

Bu filmin kelimesi: Zamanlama 

Lost in Translation: Bu pazar filmlerle ilgili uzun uzun yazmak nasıl iyi geldi anlatamam değerli okur. Çok uzun zamandır kafamı toplayıp, fırsat bulup yazmak istiyordum. Ben yazıları yazarken daha öncesinde taslaklarını kafamda oluşturuyorum sadece. Bilgisayara olduğu gibi döküyorum. O yüzden yazıların soft halinde genelde hep hatalar vardır. Birkaç kez okuduktan sonra hep düzeltmeler yaparım. Bunu da yayınladıktan sonra yaparım. Peki bu anlattığımın filmle alakası nedir derseniz şöyle anlatayım. Film; hepimizin yetişkinliğe adım attıkça yaşadığı kafa karışıklığına, kendimizi bulma arzumuza, yanında kim olursa olsun yaşanılan içsel yalnızlığa ve en önemlisi boşluk duygusuna değiniyor. Ama bunu çok fazla replikle ve diyalogla yapmıyorlar. Filme dair aklımda çok replik yok mesela. Belki de filmin yapmak istediği şey sözcüklerle değil, tanımlanamayan hislerle anılmaktır.

Bu filmin kelimesi: Boşluk Duygusu

Düzenleme: Yazıyı yayınladıktan sonra Lost in Translation filmine yazdıklarımın görünmediğini fark ettim. Bu tam da filmin özeti gibi bir şey oldu.

İronik.

Yorumlar

Popüler Yayınlar