Filmler ve Kelimeler: Bölüm 5
Jeux D'enfants: Yıllar önce izlememe rağmen en sevdiğim filmlerden birisi. Aşk bir cesaret oyunudur. Filmin mesajı budur bence. Büyürken cesur olmayı da, aşkın peşinde koşmayı da unutuyoruz. Sadece geriye oyunlar ve maskeler kalıyor ama en sonunda elbet cesur olanlar kazanıyor. Filmin konusu da tam olarak böyle. Annesini kaybetmek üzere olan Julien ve ırkçılığa maruz kalan Sophie arasında güçlü bir arkadaşlık bağı gelişir. Çocukluk dönemlerinde tanışan ve birbirlerinin en iyi arkadaşı olan ikili hiçbir zaman kopmaz ve aralarında ''cesaret oyunu'' adı verdikleri bir oyun geliştirirler. Atlıkarınca kutusu kimdeyse, sorun çıkaracak olan kişi odur. Çocukluklarından yetişkinliklerine aralarında gelişen çok acayip ve farklı sevgi dili var. Kopmaları ama aslında hiç kopmamaları ve filmin son sahnesi... Filmin alternatif sonu da var üstelik. Oyunculuklar samimi ve doğal. Çok güzel bir film bu. Bu filmin bir benzerini Aşk Tesadüfleri Sever filminde yapmaya çalışmışlardı ama Belçim Bilgin'in oyunculuğu asla bana geçmedi. Marion oynamıyor yaşıyor resmen rolünü.
Julien: ''Cehenneme git.'' Sophie: ''Tamam. Sende geleceksin ama ?''
Bu filmin kelimesi: Atlıkarınca
(Bonus: Bu filmin şarkısı da var! Cüneyt Ergün - Bilinmeyen Saat Uygulaması)
Arrival: İzlediğim en iyi bilim kurgulardan birisi. Gerçekten çok güzel ve anlamlıydı. Dümdüz uzay filmidir diye açtım ama sonuyla beni hem şaşırttı hem ağlattı. Konusunu şöyle bir özet geçecek olursam filmin hikayesi, kızını kaybeden dilbilimci Louise ile başlıyor. Aslında belki de bitiyor. Bunu filmin sonuna kadar anlamıyoruz. Kızının ismi bile Hannah çünkü sonu ve başı aynı olan bir hikaye var burada... Dünyanın 12 farklı bölgesine uzay araçları iniyor. Uzaylılar ile iletişim kurabilmek için bu işte büyük bir uzman olan dilbilimci Louise'den yardım alıyorlar. Dilin matematiksel yönü, bir dili öğrenirken aslında o dilin artık düşünce şeklimiz olduğu hipotezi filmin en vurucu noktasıdır. Tüm hayatınızı düşünün, neler olup bittiğini bildiğinizi. Onu yine de cesurca yaşar mıydınız? Filmi izledikten sonra mutlaka o muhteşem fon müziği eşliğinde film hakkında yazılanları okuyun.
''Kendimi bildim bileli yıldızları izler dururum ancak beni en çok şaşırtan şey, onlarla değil de seninle tanışmaktı.''
Bu filmin kelimesi: Durdurulamaz
I Origins: Bu listedeki beni en az etkilemiş olan film diyebilirim. Çoğu sahnesi aşırı abartılı geldi. Bilim adamı Ian ve kendine has inançları olan Sofi'nin tanışmaları, yaşadıkları aşk, bir anda evlenmeye karar vermeleri ama evlenememeleri... Asansör sahnesi falan da korkunçtu. Korkunç olan tarafını yıllar sonra Ian Karen'e itiraf ederken fark ediyoruz... Zaten Karen'i sevdiğine de hiçbir zaman inanmadım. O kıza da yazık oldu. Filmin ikinci yarısı biraz inançlarla, reenkarnasyonla falan geçerken bir anda bitiyor zaten. Ama sonu güzel miydi derseniz evet. En azından her inandığımız şey nasıl yüzde yüz çıkmıyorsa, bilimin de yanılabilir olduğunu Ian en sonunda fark ediyor küçük bir kız sayesinde. Filmin tek güzel yanı, bazı ruhlar birbirine evvelden aşinadır düşüncesini tekrar aklıma getirmesi. Bazı insanlar birbirlerini atomlarından tanır belki de. Başka bir evrende Ian ve Sofi belki de çok mutludur ama Ian'ın hiçbir şeyi hak ettiğini düşünmüyorum orası ayrı.
Bu filmin kelimesi: Çilek
Atonement: Bu filmi izlemeyi hep erteliyordum ama en sonunda fırsat bulup izledim. Tarih, savaş ve aşkı gösteren, bir yanlış anlamanın kaç hayata sebep olacağını anlatan ve yine fon müziklerine bayıldığım bir film. Filmin başında bizi direkt olarak Küçük Kadınlar filminde hayranlıkla izlediğim Jo'nun küçüklüğü karşılıyor. O yaşına rağmen o kadar güzel oynamış ki Nihal Ziyagil izliyormuşçasına nefret ettim oynadığı karakter olan Briony'den. Robbie ve Cee'nin sanatsal olarak ayrı bir güzellikleri var. Araya giren her şeye rağmen birbirlerinden asla vazgeçmemeleri, beklemeleri ve inanmayı asla bırakmamaları. Evet onlar gerçekten mutlu sonu hak etmişti.
Bu filmin kelimesini değil cümlesini yazacağım: ''Robbie, come back to me.''


Yorumlar
Yorum Gönder