Filmler ve Kelimeler: Bölüm 2

 


     
Bu aralar animelere sardım. Sürekli anime izliyorum.Ghibli filmleri favorim. Miyazaki eşsiz bir üstad. Çizimlerinin çoğunu eliyle çizdiğini bilgisayarı çok kullanmadığını öğrendiğimde kendisine olan saygım ve hayranlığım daha da arttı. 

Howl's Moving Castle: Küçük dükkanında şapka işi yapan Sophie, bir gün kötü cadının büyüsüyle 90 yaşında yaşlı bir kadına dönüşür. Büyüyü bozması için Howl'un yürüyen şatosunu takip eder. Yolda bir korkuluğa yardım eder, korkuluk onu takip eder. Howl'un hurda yığını olan evini temizler fakat temizlediği sadece Howl'un hurda yığını evi değildir aslında. Kendini çoğu zaman beğenmeyen her kıza, aslında genç veya yaşlı görünmenin yaşla alakalı olmadığını anlatan çok güzel bir anime bu. Ayrıca Miyazaki'nin hümanist düşünce yapısı ve savaş karşıtlığı filmin her yanına çok güzel eklenmiş. Howl'a gelecek olursak; sadece Sophie'yi sığındığı yere, çocukluğuna götürmesi zaten direkt etkiledi. Howl ve Sophie, Miyazaki evreninde hayal ettiğim mutluluğu yaşıyor. Bu filmin kelimeleri: Bilgelik ve Yüzük


Black Swan: Bu film tıpkı Requiem for a dream gibi bir kez izleyebildiğim türde bir film. İzler izlemez söylediğim ilk cümle bu oldu ve öğrendim ki yönetmenleri aynıymış zaten. Natalie Portman müthiş bir oyuncu. Filmi özetleyecek olursam; Her şey ailede başlıyor. Bizler ebeveynlerimizin bize yüklediği rollerin yansımasıyız veya değiliz! Eğer yansıma olmayı seçersek birer beyaz kuğuyuz; narin, kırılgan, boyun eğen... Ama eğer değilsek ve bize dayatılan tüm rolleri bırakıp kendimiz olmayı seçersek işte o an siyah kuğuyuz; baskın, sorgulayan, özgür, güçlü ve sarsılmaz. Mükemmelik takıntısı sebebiyle, Gone Girl filmine ve Veronika Ölmek İstiyor kitabına da benzettim filmi. Bu filmin kelimesi: Halüsinasyon

Scarface: Al Pacino oynamıyor yaşıyor resmen her rolünü. Scarface filmi de öyle. Hele ki benim gibi Gta Vice City tutkunu bir insan için bu filme denk gelmek büyük bir mutluluk oldu. Oyunun filmden 3 sene sonra çıktığını öğrendim. Filmi izler izlemez zaten direkt oyundaki mekanları ve karakterleri anımsadım. Film Tony Montana ve askerlik arkadaşı Manny'nin başından geçen olaylarla ilerlerken birden ikisinin de kötü yollarla yükselişini gösteriyor. Bu yükseliş elbette beraberinde düşüş ve her şeyi kaybetme hikayesine dönüşüyor. *Spoiler* Frank'ın filmin başında söylediği iki cümleyi Tony'nin unuttuğu an hepsinin frekansı kayıyor zaten. Tony'nin hırsı, varoluşsal çelişkileri, açgözlü olanlardan nefret edip onlara dönüşmesi... Her şeye rağmen yine de o iki küçük çocuğun ölümüne sebep olmadı. Manny sende Gina'yla tam evlenecek zamanı buldun. Ah Elvira... ''Don't call me baby, I'm not your baby! '' Bu arada bu filme dair bilinmeyenleri mutlaka okuyun derim. Tony'nin Sosa'nın bahçesindeki limon yeme sahnesinden, Elvira'nın şapkasını taktığı sahneye kadar birçok detay var. Müzikleri oldukça başarılı. Elvira'nın temasını çok beğendim. Bu filmi tek kelimeyle anlatamayacağım. Tek bir cümle ile özetleyeyim: The World is Yours (Dünya senindir)

Neredesin Firuze: Zamanın ötesinde öyle güzel filmler yapmışız ki. Bu filmin renkleri, her güne ayrı bir şarkı koymaları ve o günün tıpkı o şarkı gibi geçmesi. Çokça güldüren, yer yer ağlatan bir film. Hele ki boşluğunuza denk gelirse son sahnede Beni Affet şarkısının çıktığı an hüngür hüngür ağlarsınız. (Ben değil, bir arkadaşım) Aslında bir yerde Scarface filmine benziyor bu film. Ama onun dipten daha dibe inip en son yükselen versiyonu diyebilirim. İnanılmaz efsane replikler var bu filmde. Şarkıları da başarılı. Ata Demirer'in İtirazım Yok ve Çizdim şarkısını defalarca dinlemişliğim var. Modumu yükseltiyor. Filmin kelimesi: Maskeli Balo

İyi geceler sevgili okur. 
23:54





Yorumlar

Popüler Yayınlar