Ansızın
Başlık bulmakta zorlandığım bir yazım daha. Neyse yazmaya başlayayım, başlık beni yazının içinde bulacaktır nasıl olsa, ansızın ve nedensiz. Haziranın gelmesine çok az kaldı. İnanılır gibi değil, yılın yarısı bitti. İlk yarısı, çok çalkantılıydı. Aslında güzel de başlamıştı ama üzüntüm kedimi kaybetmemle geldi. Beraber geçirdiğimiz 16 yıl, doğum günümden birkaç gün sonra gözlerimin önünde gitti. O yüzden 25.yaşıma buruk başladım desem yalan olmaz. Onu gözleri bile henüz açılmamışken bulduğumuzda ilkokul 3'e falan gidiyordum. Beraber büyüdük. Huzursuz hissettiğim anlarda gelip yanıma oturması, mırlaması ve küçücük bir miyavlaması günümün en güzel yanıydı. O gittiğinden beri çok yalnız hissediyorum. Bunları yazmak beni rahatlatıyor. İşin en garibi de bu. Sanırım Minik hala bir yerlerde beni özlüyor, tıpkı benim onu çok özlediğim gibi...
Doğum günümden bir gün önce de işimi bırakacak noktaya gelmiştim. Sanırım o gün hiç ağlamadığım kadar ağlamışımdır. Nasıl rahatladım anlatamam. İşimi bırakmadım tabi orası ayrı. Hatta iyi ki bırakmadım diyorum. Mücadele etmek gerekiyor. Tıpkı Ahmed Arif'in Anadolu şiiri gibi. İlerde iş hayatına atılanlara ilk söyleyeceğim şey bu şiir olacaktır. (Dayan kitap ile düş ile, dayan rüsva etme beni)
Nisanda tek başına tatile çıktım. Çok iyi geldi. Yol boyu California Dreamin dinledim. Çocuklarla vakit geçirmek ruhuma iyi geldi; uzun zamandır görmediğim akrabalarımı ve arkadaşlarımı görmekte. Yolda Ricky Martin dinleyerek, çilek tarlasına gitmek çok eğlenceliydi. Kayaköy'ü, Fethiye'nin denizini, gece yürüyüş yapıp yıldızları izlemeyi ne çok sevdiğimi öğrendim. Çiçekli elbise giyip, fular bağladım saçıma, renkli ipler ve boncuklar taktım koluma. Limon ağaçlarına ve kokusuna aşık olduğumu fark ettim. Buna annemin şu an yaptığı limonlu kek eklenince daha da anlamlı oluyor.
Saat 18:02 ve bu yazının devamı gelecek sevgili okur.


Yorumlar
Yorum Gönder